2 Eylül 2013 Pazartesi

Algı

                 Es-selamun aleyküm kardaşlar. Hele bir dur önce de bakalım sen kimsin, necisin derseniz Ersagun diye çağırırlar beni. Karabudundanım. Afşın yoldaşı, devlet sevdalısı, peygamber aşığıyım. Neci olduğumuza gelince; bilgi alır fikir satarız ağalar.

                 Kiri su yuğar, kir de terlemeden atılmaz ya, yüreği de terletmek gerek bazen. Ha sor kardaş nedir bu yüreğin teri de. Sözdür kardaş yüreğin teri. Ağızdan söz çıkmadan yürekten de kir çıkmaz. Haa bir laf ettik amma eksik ettik kardaş, yüreği güzel söz yuğar demeliydik. Duymuşsundur mutlaka temiz kalpli namını bir çok kez. Sen hiç duydun mu bir temiz kalplinin ağzından kötü laf çıktığını? İşte bizimkiside o hesap, he mi...                     
               
                Vel hasılı gayemiz anlatmak ağalar. Yüreğimizin kirini yuğmak isteriz. Anlatmak için önce düşünmek lazım. Düşünmek için de önce konuşmak lazım. İnsan en iyi konuştuğu zaman düşünür. Konuş, tartış ki o süre içinde çok daha iyi düşünebilesin. Ama o düşünmenin işe yarar olması için lazım gelir ki söylediklerinden geri dönebilme kibirsizliğini gösterebilesin. Doğrusunu düşünmek için söyleşirken yanlış söylemiş olabilirsin. Ancak yanlış söylerken düşündüğün doğruyu faydalı kılmak için de söylediğin yanlıştan dönebilmen gerekir. Bizim de burda söyleşme esbabımızdan biri de bu. Doğruya ulaşmak. Tartışırken doğruya ulaşmak. Allah bize yanlışımızdan dönme kibirsizliğini versin inşallah.

                Bizler bu mecrada ata eşek, kurda köpek desek de inananlar bulunuz kardaşlar. Halk kendi doğrusunu söyleyen bir kalemin yazdığı doksan dokuz yanlışa inanmaya hazırdır. Yeter ki onun tek doğrusunu söylemiş olsun. Bir de kaşı gözü yerinde usturuplu giyinen, lafları afilli, sözleri giysili olsun kafi. Bundan değil midir ki bütün haber sunucuları güzel ve iyi giyimli, bütün köşe yazarlarının saçı jöleli ? Ancak amaç doğrularımıza inanmanız değildir gözümüzde. Birbirimizi anlayabilelim yeter. Bizleri bu klavyenin başında sizleri de o ekranın başında buluşturan anlayıştır kardaşlar. Önyargısız samimiyet ve anlayış.

                Girizgahı uzun tuttuk afedesiniz. Lakin anlayış için demem gerekti. Düğümü çok sıkmayacağım için; biraz da belki meramımızı yukarıda anlatmak istemişizdir. İnsanlar için kelimelerin anlamları algıda şekillenir. Örneğin benim için devlet baş üstünde tutulması gereken bir kavram iken, başka birisi için yerin dibine batırılması şart olan bir yapıdır. Ya da bir Arab'a akil dediğiniz zaman kökü ekele'den (yemek) gelen obur yeyici manasını anlarken, herhangi bir Türk akil'den akıllı anlamını çıkarabilir. Nitekim anlaşmazlıklarımızın en büyüğü burdan kaynaklıdır. Ana düğümü teşkil edecek olan millet, milliyet, milliyetçilik meseleleri de bu algı durumundan mütevellit sorunlar yaşanıyor.

                Yazının devamı "faşist dermiş eşin dostun akraban..." tadında olmayacak merak etmeyin. Derdim biz faşist değiliz reddiyesi yapmak değil ki zaten biz kimiz, faşist diye itham edilen grubun içinde olduğum da nerden çıktı diyerek yeri gelmişken düşüncelerin bireysel olduğunu belirteyim. Yalnızca bir Türk milliyetçisi olarak desteklediğim ve reddettiğim durumlar var. Naçizane onları açıklamaya çalışacağım.

                Daha şimdiden Türk milliyetçisi tamlamasını duyar duymaz önyargı duvarları aniden yükselen, içi ürpererek dışlama damarları kabaran kardaşlar için aslında bu yazı birazda. Acaba sizin anladığınız Türk milliyetçiliği ile benim anladığım arasında ne gibi farklılıklar var. Kelimelerden gidersek eğer bırakın Türk milliyetçiliğini sizin anladığınız millet ile benim anladığım arasındaki fark az mı çok mu acaba. Sizi bilmem ben kendiminkini anlatarak işe başlayayım belki anlaşırız.

                Millet; benim lügatımda yığın olmayan toplumdur. Devletleşmeyi becerebilmiş, ortak değerleri olan halka millet denir. Ortak değer ne mi? Karsta yediğin normal bir ev aşını aynı haliyle Edirne'de de yiyebiliyorsun ya ortak değer o işte. Kolay kolay kandırılamayan iyi giyimli haber sunucularının ağzından dökülen zehirlerin bal olmadığını bilen halk millettir. Benim anladığım millet'in her ferdi birbirini bilir. Birbirine aynı milletten olduğu için güvenir. Hani şöyle bir kahve siyaseti vardır ya "abi sağcısı olsun solcusu olsun savaş çıksa omuz omuza savaşır bu milletin her bir ferdi" diye, işte bunun gibi devlet konusunda birbirine güvenen halk millettir.

                Milliyet ise millete bağlılıktır benim lügatımda. Milli-yet, milli olmak, milli ölçüye bağlı kalmak, millet olabilmektir. Devletin varlığı için omuz omuza verebilme özverisi ve fedakarlığıdır milliyet. Devleti baba bilmek, devleti oğul bilmek; baban için, evladın için çalışmaktır milliyet.

                Milliyetçilik tutuculuk değildir. Milliyetçilik ülkücülük de değildir. Milliyetçilik siyasi bir kavram hiç değildir. Evet milliyetçiliğin bazı siyasi uzantıları tabiki olacaktır ama milliyetçiliği siyasi uzantılara indirgemek benim düşüncelerime göre büyük haksızlıktır. Milliyetçilik bir tanımıyla da geçmişe layık olup köklerinden güç alarak geleceğe göğe dal uzatmaktır.

                Türk milliyetçiliği kişilere bağlılığı kabul etmez, ülküye ve gayeye bağlıdır herşey. Hakanlar gelip geçer nice Alpaslanlar, Kılıç Arslanlar, Osmanlar gelip geçmiştir ancak onların sadece gayeye hizmetleri olmuştur. Millet hiçbir zaman o isimleri gaye haline getirmemiştir.

                Türk milliyetçiliği geçmişe köklerine sımsıkı tutunur ancak toprağın altında ve çağın gerisinde yaşamayı kabullenmez. Geçmişe sarılmak tutuculuk da değildir. Bin yıllık toprağını bırakıp da kendine başka yurt seçmek devrim değilde nedir?

                 Türk milliyetçiliği dinamiktir. Uyuşukluğu kabul etmez.Akındadır hep.Tıpkı kırkaltı yıllık saltanatının ancak az bir kısmını sarayında geçiren hakan gibi.

                 Türk milliyetçiliği mücadelecidir. At üstünde yalın kılıç kırk çerinin Çin ordusunu yenemeyeceği açık olsa da o destanın bizim bağımsızlığımızın teminatı olduğu fikri mücadele ateşi verir Türk milliyetçisine.

                Türk milliyetçiliğinin sermayesi bir atın iki kulağı gibidir.Bir yanda devlet işleri diğer yanda inanç ve bilgi. Edebali Şeyh ile Osman Bey gibi. Akşemseddin Hoca ile Fatih gibi.


30 Mayıs 2013 Perşembe

İlk telefon

                Düşünmeyi öğrendiğim günden beri öleceğim günü bekledim.Düşünmeyi öğrendiğim günden beri Allah'ın varlığına iman ettim başağrımdan kurtulmamın tek yolunun ölümle ulaşacağım vuslat olduğunun bilincindeyim.Halbuki daha 20 yaşında yeni yetme bir körpeyim ama sınavda daha fazla yazacak birşeyi kalmamış teneffüse çıkmayı bekleyen bir öğrenci gibi soluk alacağım vakti toprağın altını gözlemekteyim.

                Biliyorum daha erken.Hayat hakkında hiçbirşey bilmiyorum.Ergenlikten yeni çıkmış onlu yaşlarını yeni bitirmiş daha alın teriyle para kazanmanın ne demek olduğunu bile bilmeyen fikirleri ham düşünceleri yeni küçük bir çocuğum. Bu zamana kadar bana hep olgun hissettirdiler.20 yıllık şu geçmişimde hep başarılı oldum ama hiçbir zaman bir amacım olmadı.Hala da bir amacım yok.Bir heyecanım yok.Her akşam babamın hayata lanet edişiyle günü bitirdiğim için üniversiteyi bitirip çalışmaya da pek hevesim yok.

                İnsanın dünyadaki sınavlarından biri de böyle bir sabır sınavı olabilir.Ölümü beklemek ne kadar değişik bir duygu. Babam bana ilk telefon aldığında sanırım liseye yeni başlamıştım 14-15 yaşındaydım ve telefonumun açılış mesajı "ölüm yakın"dı.İnsan kafayı yememek için sabretmeli.Düşünüyorum da ölümden kurtulmanın, insanın ölüm her aklına geldiğinde aklını kaçırmamasının tek yolu Allah'a inanmak.İnanmayanların hali ne kadar kötü.Her an ölebilirler ve onların inancına göre her an işleri bitebilir.Ölümün ne zaman geleceğini bilmiyorlar ve hiçbir amaçları yok.Nasıl kafayı yemiyorlar hayret ediyorum.Neden yaşıyoruz sorusunun cevabını veremeyen bir insan nasıl yaşar onu da anlamıyorum.

                20 yaşındayım ve Türkiye istatistiklerine göre ortalama yaşarsam 52 yıl daha ömrüm var.15 yaşından sonra doğru düzgün düşünebilmeye başlayıp hatırlayabildiğime göre bu dünyaya sabrettiğimin 10 katı kadar daha sabretmek durumundayım.Allah'ım bana biraz dünya sevgisi ver ki bu 50 yıl içinde sonunu düşünerek ve isteyerek yaptığım tek şey namaz ve oruç olmasın.

                Düşünmek insanlığın en büyük belirtisi ve en büyük işkencesi.İnsanlar sürekli düşünmemeyi sağlamak için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.Alkol, uyuşturucu bu çabanın maddi sonuçları ama insanları uyuşturmanın başka yolları da var.

                Günde kaç saat televizyon izliyoruz ki.Biliyorum biliyorum hiçbiriniz izlemiyorsunuz sadece internetten birkaç dizi takip ediyorsunuz siz üstünüze alınmayın ben benim gibi izleyenlere söylüyorum.Bir insan neden ülkemdeki hiçbir amacı olmayan insanların katıldığı üç saat içinde koşa koşa alışveriş yaptırarak tüketim çılgınlığını komik bir biçimde gözler önüne seren, bunun sonunda da aldığı kıyafet asla hiçbir zaman beğenilmeyen insanların birbirlerine sövdüğü bir programı izler ki.Betimden anladığınız kadarıyla bende izledim.Biliyorum.Uyuşmamız gerekiyor.

                İnsanlar neden 14-15 saat uyanık kaldıkları çok değerli bir gün içinde en az 2-3 saatlerini hadi benn evlenmeye geldim diye çıkıp gelen; evli, arabalı, yakışıklı en az 2.500 lira maaşlı, ne istediğini bilen (o da ne demekse artık) ruh eşini arayan saçma sapan insanların insafsızca birbirlerini yargıladıkları onbinlerce kişinin gözetlemesi altında ben seni beğenmedim derken ki mahcubiyetlerini, o dünyanın belki de en rezil anından sonra da sunucu kadının göbek atmasını izler ki.Hayır hayır insanlara kesinlikle düşünmek fazla geliyor.

                Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuyan birisi varsa teşekkür ederim.Muhtemelen ya boş kalmıştır ya da benden bir şeyler bekliyordur ki sonuna kadar okumuştur.Kusura bakma okuyucu sadece yapacak daha iyi bir işim yoktu.Yazmak güzel şey.Konsere gidip fotoğraf, video falan çekmekten konserin keyfini alamazsın ya bu da onun tam tersi işte.Tutanak tutmadan ne yaşadığının çok da farkında değilsin...Yeteri kadar uzattım.Gözlerinden öperim okuyucu.

                 

                 


                 

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Gelenler

           Herkese iyi günler arkadaşlar.Yazının konusu bir belgesel.Daha doğrusu bir yazı olmayacak sizinle bir bölümü 10 dakika olan bir belgesel dizisi paylaşmak istiyorum.İsmi "the arrivals".Türkçe anlamıyla "gelenler".Gelenlerden kastı üç kişi, Deccal, mehdi ve mesih.Ama sanmayın ki sürekli dini terimler hz. İsa deccal'den bahsediyor.Aslında belgeselin esas anlattığı gelenler için hazırlanan dünya.Dünyanın şu andaki hali.Hazırlayanlar sonradan ihtida etmiş müslüman olmuş iki Amerikalı din kardeşim.Anlaşılan bir takım şeyleri görmüşler farketmişler ve insanlara görsellik video yoluyla anlatmayı uygun bulmuşlar.Naçizane bende yazarak anlatmaya çalışıyorum içimdekileri.Rica ediyorum izleyip izletelim youtube'da 10-15 000'den fazla izlenmemiş videolar bunlar çok profesyonel kameralar ışıklar sesler beklemeyin ama akla mantığa düşünceye değer veriyorsanız hayatın sizin için bir anlamı varsa izlemelisiniz.Deccal mesih falan diye "ben zaten inanmıyorum izlememe ne gerek var" demeyin lütfen.Bir kere izleyin.


            Yukarıda gördüğünüz belgeselin üçüncü bölümü.İzlemeye karar verirseniz bence sunuş bölümünü atlayabilirsiniz 2. bölümden başlayın.Özellikle bu bölümü blogda paylaşmamın özel bir sebebi var.Bu bölüm akıl kontrolü ile ilgili.Bölümden alıntı yapıyorum:

           "Size karşı kullandıkları silahlar evlerinizde bulunup, sizi ve çocuklarınızı eğlendirip, yavaşça, siz farkında olmadan size onların hayat tarzını aşılamaktadır.Günümüz toplumunda insanlar git gide artan bir biçimde çağdaş medya, televizyon, sinema, bilgisayar oyunları, internet, popüler romanlar, popüler müziği hayatlarının ayrılmaz bir parçası yapmıştır.Bunların hepsi bilinçli ya da bilinçdışı aldığınız geniş bilgiler içermektedir.HER GÜN TOPLUM HAKKINDA İDEALLER, AHLAK KAVRAMLARI VE TOPLUMUN NASIL YAPILANMASI GEREKTİĞİ HAKKINDA FİKİRLER GÖZLERİNİZİN ÖNÜNE SERİLMEKTEDİR.Bu medyalar bir bireyin dünya ve var olan herşey hakkındaki görüşlerinin temellerini oluşturmakta büyük rol oynar."

          Aslında hepsini yazmak istiyorum, aslında hepsini büyük harflerle yazmak istiyorum ama bir şekilde diğerini daha çok vurgulamak gerek.3. bölümün devamını izlerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.Televizyonda, internette, müzik kliplerinde her yerde artık herşeyde cinsellik var herşeyde.Yemek reklamında, lastik reklamında, her türlü filmde...Dizilerin tutması için içinde cinsellik olması şart artık.Romandan uyarlama game of thrones'da 10 dakika kitaptan çeviriyor 10 dakika birilerini seviştiriyor.Kimse de demiyor ki NİYE?"İnsanların izlemesi için olması lazım" olarak kabullenilmiş.Durumun bilincinde misiniz bilmiyorum ama DURUM KABULLENİLMİŞ.Bu çok tehlikeli.Gençlere idol olarak tanıtılan ünlülerin yaşantılarına bir bakın.

         Size fazla detaya inmeden bunun somut sonuçlarından güncel bir örnek vermemi ister misiniz.Geçenlerde metroda öpüşen bir çifti uyarmak için anons yapılmış ahlak kurallarına uyalım diye.Bunun üzerine muhalif, heyecanlı, hayırdır çeken gençliğimiz akıllarınca bir eylem planlamış.Kurtuluş metrosunda buluşup topluca öpüşeceklermiş tepki için.Şimdi olayın haklılığını haksızlığını tartışmayacağım.Ya noluyoruz.Noluyorsunuz.İnandığınız hiç mi birşey kalmadı.Özgürlük, çağdaşlık, insanlık dediğiniz kavramlar ahlak kurallarını ayaklar altına almak mı? Somut örnek bu işte.Gençlik öyle bir hale gelmiş ki ve öyle kısa zamanda gelmiş ki Türkiye'nin ortasında başkentte gençler insanlığı, özgürlüğü, çağdaşlığı savunmak için topluca ahlaksızlık eylemi yapabiliyorlar ya.Tabi bana göre ahlaksız onlara göre çağdaş.Normal geliyor normal.Biz anormaliz onlara göre.Acıyorum beyinleri nasıl bu kadar yıkanmış.Bilemiyorum.Korkulacak bir durum bu.

         Yalvarıyorum her odamızda olan o dikdörtgen kutudan uzak duralım.Özellikle küçük çocuklar kesinlikle izlememeli kesinlikle.Bize çaktırmadan nesiller ilerledikçe değerler yıpratılıyor, ahlak ayaklar altına alınıyor, gelenek küçümseniyor, disiplin düzen yerine salmışlık moda olarak sevdiriliyor yeni nesillere.Televizyon denilen şeyin tek ama tek yaptığı buna hizmet.Çok dikkat etmek lazım.Popüler olan herşeyden, her programdan, her kitaptan, her müzikten şüphe etmek; dikkatli yaklaşmak lazım.Çünkü yığınlar yönlendiriliyorsa ona özendiriliyorsa medya ve televizyon tarafından orada paranoyaklık lazım.Kalın sağlıcakla ve lütfen izleyin.

         

30 Nisan 2013 Salı

boyaboyuna.com


             Eskiden sokakkültürü diye bir site vardı.Özellikle Ankara writerları mc'leri internet ortamında o forumda takılır hep birbirimizden haberdar olurduk.Büyüklerden yorum alabilmek için sketchlerimizi yüklerdik.Oradan tanışır duvarlara giderdik vs.Yani bir hip-hop ortamı vardı, birliktelik vardı.2 yıldır öyle bir birliktelik yok Ankara'da da hip-hop ortamı kalmadı zaten.Eskiden en azından haftada bir Ankara'nın bir yeri boyanırdı.
         
            Şimdi de böyle bir kıpırdanma var.Çizmeyi devam eden kardeşlerimizden stak böyle bir internet sitesi kurdu ve bizi birleştirdi sağolsun. www.boyaboyuna.com adıyla bir forumumuz var artık ve tekrar birbirimizden haberdar olup o eski ortamı tekrar kuracağız inşallah.

            Kaynaşmayı sağlamak için de bir sketch battle düzenlendi.Kelimemiz "boya" idi ve bizde elimizden geldiğince birşeyler çizdik.Çizmek gerçekten çok güzel birşey.Önce kurşun kalem ile iskelet ve stil.Stil oturduktan sonra pilot kalemle outline'lar.Daha sonra hangi blok tarzı yapacağına karar ver ve blokları çiz.Kağıda dakikalarca boş boş bak nasıl boyasam hangi renkleri kullansam diye.En son birinde karar kıl ve kağıda boyayı sür.Boyadan sonra second line'ı çiz.Yapacaksan arka plan yap ve en son mutlu bir şekilde tag'ini at.Selametle.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Her şey gözümüzün önünde


Herşey gözümüzün önünde olup bitiyor. Söylenecek o kadar çok şey var ki.

Alevisi sünniye, Ermeni'si Türk'e, Türk'ü Kürd'e, sağcısı solcuya düşman.

Akademisyenler ilimlerinden mağrur, sözde aydınlar kibir deryasına dalmış halkı küçümsemekte.

Müslümanlık debbağın dövdüğü gön misali herkes çekmiş bir ucundan önüne gelen parçayı döğmekte. Bir "dincilik" furyası ki almış yürüyor. İslam sancaktarı millet dedesinin davasını unutmuş okullardaki din dersine, sokaklardaki cami sayısına takar olmuş.

Millet desen on fırka bin fırka onbin fırka, tarihinin en kafası karışık dönemini yaşıyor. Sağcı, solcu, liberal, milliyetçi, ülkücü, muhafazakar, demokrat, cumhuriyetçi, sosyal demokrat, sosyalist, komünist, özerkçi, faşist, dinci, kemalist, cemaatçi, ulusalcı...Bunların binlerce kombinasyonu ve türevi daha...

Memlekette bir "intikam" ve "temizlik" operasyonu. Ona paralel olarak teröristbaşının hapisten çıkması "tartışma konusu" olabilecek duruma gelinmiş.

Öğrenciler heyecanlarından kullanılmaya açık. Kafalarından ziyade elleri çalışır vaziyette. Dinlemeden ziyade konuşma revaçta.

İnsanların bile değerini belirleyen mehenk para olmuş.

Bakkal Niyazi amca bile telefonunun dinlendiğinden şüpheli.

Zengini zenginliğinden, yoksulu yoksulluğundan bencil.

Bilen bildiğinden bilmeyen bilmediğinden kör cahil.


Ve biz umud edenlerdeniz. Allah'tan ümit kesilmez diyenlerdeniz. Bir gün... Bir gün bu millet kalkacak, üzerindeki kiri temizleyecek, pislikleri atacak ve hak ettiği devlet gücüne kavuşacak. Hatırladığı, özlediği, ah çektiği eski günlerine nispet yaparcasına Fatih'ler, Yavuz'lar yetiştirecek. İnanıyoruz, inanıyoruz ve bu binlerce kilo yükü kaldırmaya çalışıyoruz, omuzlarımızın üstünde yükselmesini istiyoruz. Bu karanlığın aydınlanması için yanan mum olmaya çalışıyoruz. Belki bizim ateşimizle o kutlu yangın çıkmayacak ama en azından ateşimiz sönmeyecek.

Allah bizi muvaffak etsin .Ben ve benim gibi düşünenleri, mürşitlerimi, yoldaşlarımı...

14 Nisan 2013 Pazar

İyi günler


              Eskiden en azından haftada bir resim çizerdim bu üsttekinden daha çok vakit harcanmış, renkli, özenli. Muhtemelen aylardır ilk defa kalemi elime aldım ve ortaya böyle birşey çıktı.

              Burada graffitinin felsefesini yapacak değilim size ama masanın üzerinde kurşun kalem silgi ve defter olduğu halde saatlerce bir çizgiye uğraştığın zaman insan sıkıntılarını bir süreliğine unutuyor. İnşallah devamı gelir arayı çok açmam da elimin hamlığı biraz gider. Herkese iyi günler.

18 Mart 2013 Pazartesi

Utanıyorum


                20 yaşındayım.Çocukluktan, dünyayı heyecan perdesinden görmeyi yeni yeni bırakıyorum ve etrafa bakıyorum.Gördüklerimse üzücü.Bana çaresizliği hatırlatıyor ve hicap duyuruyor.
               
                Utanç duyuyorum.Gördüğüm duyduğum herşeyden.Görmemek için yere bakıyorum ve duymamak için düşünüyorum.Düşündükçe nedenleri daha iyi anlıyorum ancak sonuca varamıyorum çözüm üretemiyorum.Bundan çok utanıyorum.
               
                Kantinde sürekli maruz kaldığımız pankart ve afiş tacizine alıştık.Yüreğime dokunanı kantine ve amfiye girip çıkarken -afişten nasibini almamış tek duvar olmadığı için- tavandan sarkıtılan kürtçe bildirilerin altından geçmek ve çarpmamak için başını eğmek zorunda kalmak.O afişleri yırtamadığım ayağımın altına alıp çiğneyemediğim için çok utanıyorum.Özür dilerim.
               
                Ana koridorda kıçıkırık bir laptopda sesi hoparlöre verilmiş bangır bangır çalınan kürtçe müziği susturamadığım laptopuda hoparlörüde yere çalıp parçalayamadığım, önünde gerillalar gibi halay çeken iki kıza iki tokat vuramadığım için utanıyorum.
               
                Sempozyumda hiç yoktan saldırı düzenleyen, kız arkadaşlarımı korkutan ağlatan, erkek kardeşlerimi tehditle okula sokmayan topluluğa ses çıkaramadığım için utanıyorum.18 Mart anma etkinliklerini basan yakan yıkan yağma eden soysuz çapulcuları kovalayamadığımız için utanıyorum.
               
                60 ve 70'lerde içinde terörist saklanan, rehine tutulan; polise, jandarmaya , askere gözünü kırpmadan kurşun sıkan öğrencileri barındıran okulun bu faaliyetlerini şu an direniş olarak yorumlayan, o ruha diriltmeye çalışıp o ruhla gurur duyan öğrencilerin olduğu, tek bildiği içip gezmek olan bir nesilde olmaktan ve acizliğimden utanıyorum.
               
                Allah hepimizi, benim gibi düşünenleri affetsin.Okullarda binlerce arslan bir avuç köpeğe karşı birleşip kükreyemediğimiz için.Tek kalıp sessiz kaldığımız için.
               
                Diyor ya Muhsin Yazıcıoğlu:
               
                Allah hepimizi affetsin, bu millet Türk milleti olamaz
                Türk milleti İslama bu kadar cahil kalamaz
                ...           
                Bu ne düşmanlıktır kardeşim yazdıkça yüreğim kanıyor